İslam Pedofiliye İzin mi Veriyor? / Talak Suresi 4

Kadınlarınız içinden âdetten kesilmiş olanlarla, âdet görmeyenler hususunda tereddüt ederseniz, onların bekleme süresi üç aydır…”

mealindeki Talâk sûresinin 4. âyetini “henüz hayız görmemiş olanlar” olarak yorumlayanlar küçüklerin evlendirilebilmesi için bu ayeti delil getirirler.

TALAK anlam itibariyle boşama,boşanma demektir.
Ayet de evlilik ile ilgili DEĞİL boşanma ile ilgilidir.
(ÖNEMLİ NOKTA) Talak Suresi boşanmadan bahseder evlilikten değil.

ADET GÖREMEME (AMENORE) HASTALIĞI
1)Primer Amenore (doğuştan menopoz olmak/ hayat boyu hiç adet görmeme)
2)Sekonder Amenore(genç olduğu halde  erken yaşta menopoz olmak)

KISACA: 14 yaşına kadar meme büyümesi, tüylenme gibi sekonder seks karakterlerinin gelişmemesi veya 16 yaşına rağmen ilk adetin görülmemesi veya  normal adet gören kadında 3 SİKLUS BOYUNCA ADET OLMAMASI amenore olarak adlandırılır. Hayatında hiç adet görmemiş ise buna primer amenore, daha önceden düzenli adet gören kadında adetin kesilmesine de sekonder amenore adı verilir. Bir kadının adet görebilmesi için vücudundaki 4 kompartmanın düzenli çalışması gerekir.

Bir Sitedeki Kadınlar Arasındaki Konuşma Diyalogları

32 yaşındayım, doğuştan menopozluyum, ilaçla sağlanan geçici kanamalar dışında hayatım boyunca hiç adet olmadım.“

Arkadaşlar merhabalar benim eltim 11 yıllık evli 26 yaşında ve hiç adet görmemiş….

Hanımlar bende doğuştan Primer Amenoreyim..15 yaşında öğrendim.şu an 27 yaşında ve 2 yıllık evliyim eşim herşeyi bilerek evlendi benimle ve şimdi tedavi görüyoruz İstanbulda..Dr açıkçası pek umutvari konuşmadı ama biz yinede ALLAH’tan umudumuzu yitirmedik..2 ay önce adet görebilmek için içtiğim ilaçları bıraktırdı ve adet göremiyorum ilaçsız,beynim östrojen salgılamıyor..bu ayın 25’nde trasual kullanıcam adet söktürücü adet olursam hormon tahlili yapılacak ve testlerin sonucuna göre bir yol izlicez RABBIM hepimizin yardımcısı olsun..

Kadınlarınız içinden âdetten kesilmiş olanlarla, âdet görmeyenler hususunda tereddüt ederseniz, onların bekleme süresi üç aydır…”[Talak 4]

İslamda Evlilik İçin Nikah Çağına ermiş olması gerekir ve Rüşte/Olgunluğa erişmiş olması gerekir. [Bak. Nisa 6]

Talak suresi’nin 4. ayeti maalesef bazı kesimler tarafından istismar edilmektedir.
*Bu istismarcılardan bir kısmı müslüman’dır ve bunlar “adet görmemiş küçük kızlarla evlenmek bu ayete göre caizdir” fetvası vermektedirler. İslam Mezhepleri bir yorumdur ve artık mezheplerin İslam dışı saçmalıkları GÜN gibi ortadır. (Tevratta olup uygulanmayan ama Kuranda olmayıp uygulanan RECM cezası gibi!)

*İstismarcıların diğer bir kısmı ise ateist insanlardır ve bu ayete bakarak müslümanları “pedofili” yanlısı olarak tanımlamaktadır.

SONUÇ OLARAK: Cımbızla Talak 4’ü alıp Nisa 6’daki “nikah çağı,rüşt” kavramlarını görmezlikten  gelmek olacak şey değildir. Kuran bir bütündür ve tüm ayetlere bütüncül olarak bakmak gerekir. Ayrıca meal yazarlarımızın ve mezhep kurucularının tamamının erkek olması dolayısıyla meallere,tefsirlere erkek egemenliği ve mezhep taassbunun karışmadığı söylenemez.
Hz.Aişenin evlenme yaşı hakkında hadis rivayetlerinden[ablası Hz.Esmanın yaşına bakarak]  17yaş üstü falan olduğu söylenir.[9yaş hadis rivayeti zaten saçmalıktır ve Kurana, akla aykırıdır.]

Hz.Aişe ve Peygamberimizin Evliliği Hakkında Detaylı Bilgi:
https://tr-tr.facebook.com/notes/ismail-%C3%A7%C4%B1klaatl%C4%B1/dr-fatih-orum-hz-ay%C5%9Fenin-evlilik-ya%C5%9Fi-hakkinda/10205097387807668

 

Hüküm Gününde İnkar Edenlerin Kitapları Hangi Tarafından Verilir?

Cehennem ehlinin hesap günü kitaplarının verilmesiyle ilgili ayetlerde bir çelişki olduğu iddia edilmektedir. İnşikak ve Hakka surelerindeki konuyla ilgili ayetler şöyledir:

Kimin de kitabı ardından verilirse, (84 İnşikak Suresi, 10)

Kitabı sol eline verilen ise; o da, der ki: “Bana keşke kitabım verilmeseydi.” (69 Hakka Suresi, 25)

İnşikak suresinin 10. ayetinde kitabı ardından verilenlerden söz edilmektedir. Burada cehennem ehlinin kitabının arkalarından uzatıldığı anlaşılmaktadır. Hakka suresinin 25. ayetinde ise kitabın cehennem ehlinin sol ellerine verileceği söylenmiştir. Bu iki ayet arasında hiç bir çelişki yoktur. Birinde kitabın uzatıldığı yön olan ‘’arkalarından’’ ifadesi ile belirtilmektedir, diğerinde ise kitabın cehennem ehlinin sol ellerine verilmesinden söz edilmektedir. Yani cehennem ehlinin kitabı arkalarından uzatılarak sol ellerine verilecektir. Çelişki bir yana iki ayette söylenen ifadeler birbirini tamamlamaktadır.

Kur’an’a göre Güneş Suya Mı Batıyor? Zülkarneyn ve Güneşin Battığı Yer Kehf – 86

 

Kehf Suresi 86: ”Nihayet güneşin battığı yere varınca, onu kara bir balçıkta batar buldu…”

ayetinin Kur’an’da dünyanın düz olduğu iddiasına örnek olarak getirildiğini birçok ateist sayfa ve kanalda görebilirsiniz.Bu iddianın cevabı çok kısa ve basittir.

İlk olarak anlaşılması gereken şey ayette Allah’ın değil Zülkarneyn’in gördüğü ve söylediği geçmektedir ki Zülkarneyn yanlış görmüş olabilir nesneleri.

İkinci olarak da ayette geçen balçığa batma ifadesi arapçada bir nesnenin suya batmasından bahsedilirken kullanılan kelime değildir. Ayetteki ”tagrubu” kelimesi güneşin suya batması olarak yani bir nesnenin suya batması olarak değil güneşin batması(gurub etmesi) olarak kullanılmaktadır.

Eğer ki güneşin FİZİKSEL olarak battığını söyleseydi bu kez Dehale, Gareke gibi kelimeler kullanılması gerekecekti.

İkinci bir iddia ise Zülkarneyn’in güneşin battığı yere ulaşmasını ifade eden ayettir. Burdan hareketle Kur’an’a göre dünyanın düz olduğu iddia edilmektedir.
Hattâ izâ belega magribeş şemsi vecedehâ tagrubu fî aynin hamietin ve vecede indehâ kavmâ(kavmen) –

Mağrib, Vecede ve Tagrubu kelimeleri kilit kelimelerdir Mağrib ve tagrubu kelimeleri zaten aynı kökten gelir. Eski Arapça’da bu kelimenin hem mekansal anlamı vardır hem de zamansal.
Mağrib kelimesinin anlamlarından biri ”Güneşin batış(gurub) VAKTİ”dir.

Detaylı yazıyı  okuyabilirsiniz ;
http://ateistlerecevap.com/sorucevap/kehf-suresinin-86.-ayetinde-gunesin-camurlu-suya-battigi-mi-soyleniyor-/3

Rüzgar Durursa Gemiler Gidemez mi?

İddia :
Şura 33 de Eğer Allah rüzgarı keserse gemiler hareket edemez diyor
Hani Kuran’ın evrenselliği Rüzgar olmasa da gemiler hareket edebilir!

Cevab :
İlk bi bahsi geçen ayete bakalım:

Eğer O (Allah), dilerse rüzgârı durdurur. O zaman (gemiler) onun üzerinde hareketsiz kalırlar. Muhakkak ki bunda, çok sabreden ve çok şükreden herkes için mutlaka âyetler (ibretler) vardır. Şura 33

Olay tamamen arapça orjinal metninde geçen kelimeleri bilmemekde. Bir dil bir diğerine tam olarak hiçbir zaman çevrilemez.
A
yette geçen “gemi” kelimesi incelendiğinde konu daha iyi anlaşılacaktır. Arapça’da genel anlamda “gemi” kelimesinin karşılığı “el- sefinu” dur. Fakat bu ayette “el-cevari” kelimesi kullanılmıştır. Tercüme edildiğinde bu kelime de gemi olarak meallerde çevrilmektedir. Bu kelime cereyan etmek, akmak anlamına “Cerea” fiilinden türer. Eski Türkçe’de kullanılan “ceryanda (rüzgarda)kalmak da bu kökten gelir. Harfi cer ile kullanılırsa “cereyne” kelimesi de “gemilerin hoş bir rüzgar ile onları alıp götürdüğü..” anlamına gelmektedir. Yine aynı kökten türeyen “cariyetün” kelimesi ise gemi, bulut, rüzgar anlamlarında kullanılmaktadır.
(Kaynak: Kuran’ı Kerim LŞügatı, Timaş Yayınları, syf:121)

http://www.sorgulayanmüslüman.com

Allah her canlıyı çiftler halinde mi yaratmıştır ?

Sorunun Detayı:

Zariyat suresinin 49. ayetinde şöyle yazıyor: ”Her şeyden de çift çift yarattık ki, düşünüp öğüt alasınız”
Bu ayete göre bakteri gibi eşeysiz üreyen (yani çiftlerden oluşmayan) canlılar ne olacak ? Bu ayet bilimle çelişmiyor mu ?
Ateistlerin iddiası:
Zariyat suresinin 49. ayeti bilimsel olarak hatalıdır. Bu ayette her canlının çiftler halinde yaratıldığı söyleniyor ve bugün biz her canlının çiftlerden oluşmadığını biliyoruz.

Cevap:

Bu ayette bir hata yoktur. Bazıları bu ayeti bilerek çarpıtmaktadır bazıları ise gerçektende dikkatli bakmadıkları için bu ayette hata olduğunu sanmaktadırlar. Ayetteki detaylara dikkat etmek çok önemli.

Bu ayette canlı kelimesi kesilinkle geçmemektedir (ne meallerde ne de Arapçasında). Canlıyı Arapçada ifade eden kelime ”hayyin” dir. Bu kelime mesela enbiya suresinin 30. ayetinde geçmektedir. Zaten Türkçedeki ”hayat” kelimesi Arapça kökenli bir kelimedir ve aynı kökten gelmektedir.
Halbuki zariyat suresinin 49. ayetinde ”her şey” (min kulli şey’in) diye geçiyor. Allah ”her şeyi çiftler halinde yarattık” diyor. Eğer ayette canlı kast edilmiş olsaydı bu tıpkı başka ayetlerde geçtiği gibi açıkça yazardı. Demek ki Allah burda başka bir şeyi kast ediyor. Allah bu ayette genel olarak her şeyi kast ediyor. Her şey maddeden oluştuğu için bu ayet maddeden bahsediyor.

Bir başka ayette maddenin kast edildiği daha rahat anlaşılmaktadır. Yasin suresinin 36. ayetinde Allah şöyle buyuruyor:
”Yerin bitirdiklerinden, kendi cinslerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden türlü çiftleri yaratan Allah münezzehtir.”

Bu ayet 1400 yıl önce ilerde öğreneceğimiz çiftlerden bahsediyordu. Bugün bilimin ilerlemesiyle maddenin çiftlerden oluştuğu bilinmektedir. Çiftlerden oluşmayan canlılar da maddeden oluştuğu için bu ayette bir hata sözkonusu değildir.
Belki bazılarınız Allah maddeyi kast ettiğini daha açık bildiremez miydi diyecektir. Mesela maddeyi daha iyi ifade eden bir kelime ”zerre”dir. Fakat bu ayette zerre kelimesinin kullanılması daha iyi bir şey değildir çünkü zerre kullanımı ayetin tüm çağlara hitap etmesine terstir.  Zerre ”tasavvur edilebilecek en küçük şey” anlamına geliyor. Eğer Allah en küçük şeyleri çiftler halinde yarattık deseydi bu o günkü insanlara saçma gelebilirdi. Kur’an o günkü insanlara mantıklı gelmesi gerektiği gibi bu günkü insanlara da mantıklı gelmesi gerekir. Bu yüzden ”her şey” ifadesi daha doğru bir ifadedir.

Örneğin nebe suresinin 8. ayetinde olduğu gibi neyin spesifik olarak çiftler halinde yaratıldığını bahseden ayetler de vardır. O ayette mesela insanların çiftler olarak yaratıldığı bahsedilmektedir.

Eğer Kuranın ”yazarı” bütün canlıların çiftlerden oluştuğunu düşünmüş olsaydı ”her canlıyı çift çift yarattık” tarzında bir ifadeye yer verirdi. Böyle bir ifade olmadığına göre bu geçersiz bir iddiadır.

Bu ayetin maddeden bahsettiği aslında mantıklı düşündüğümüzde de anlaşılıyor. Bu ayeti peygamber yazmış ise ve madde kast edilmiyorsa ”her şey” ifadesine bir kaya parçası da dahildir. Peki peygamberin bir kaya parçası için de ”çiftler halinde yarattık” demesi mantıklı mıdır ? Bir insan o tarihte neden böyle bir şey demiş olsun ?

Bu ifadeye göre cansız maddeler için de ”çiftler halinde yarattık” denmiş oluyor. O tarihe göre böyle bir şey demek mantıklı mıdır ?

Sonuç
Söz konusu ayet canlıdan değil maddeden bahsetmektedir. Bugün maddenin çiftlerden oşuştuğu bilinmektedir. Eşeysiz üreyen canlılar da maddeden oluştuğuna göre bu ayette bilime aykırı herhangi bir unsur yoktur.
Kaynaklar:
[1] Kuran-ı Kerim

http://ateistlerecevap.com/

Nuh Peygamber tüm canlıları gemiye nasıl sığdırdı ?

Sorunun Detayı:

Dünyada binlerce canlı türü varken Nuh peygamber bütün canlıları gemiye nasıl sığdırdı ? Eğer bu doğruysa bu gemi ne kadar büyüktü ? Bilimsel açıdan tüm dünyanın sular altında kalması mümkün mü ?
Ateistlerin iddiası:

Bilim adamlarının yaptığı hesaba göre tüm dünya yüzeyini kaplaycak miktarda su yeryüzünde bulunmamaktadır. Kutuplardaki tüm buzlar erise ve atmosfer ve bulutlardaki tüm su yoğunlaşıp yeryüzüne dökülse bile, böyle bir facianın gerektirdiği miktarda suya yaklaşılamamaktadır. Ayrıca milyonlarca canlı türünün bir gemiye sığdırılmış olması mümkün değildir. Bakteri gibi mikroorganizmalar da canlılara dahil olduğuna göre o tarihte bu canlılar nasıl gemiye alınmıştır ? Tüm dünyadaki canlılar gemiye nasıl toplanmıştır ? Bu sorulardan da anlayacağımız üzere Nuh Tufanı uydurulmuş bir efsaneden başka bir şey değildir.

Cevap:

Tevratta Nuh Tufanının tüm dünyada gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Bu yüzden hristiyanlar ve yahudiler tufanın tüm dünyayı vurduğuna inanırlar.  Hristiyanların ve yahudilerin bu inancının aksine İslam’a göre nuh tufanı  bölgeseldir, yani tufan tüm dünyayı vurmamıştır ve dünyadaki tüm hayvanlar gemiye yüklenmemiştir.

Bunun kanıtı nedir ?

1.) Hiçbir ayette tufanın tüm dünyayı vurduğu yazmaz (ne de anlaşılır).

2.) Hz. Nuh belli bir kavime gönderiliyor.

bkz: ”Andolsun ki biz Nuh’u kendi kavmine gönderdik” (ankebut suresi 14)

3.)Bu kendi kavmi tüm insanoğlu olamaz çünkü Kur’an’da Hz. Nuh sürekli ”ey kavmim” ( yâ kavmi) diye hitap ediyor.

Kur’an’da ”ey insanlar” (Yâ eyyuhennâsu) tabiri de mevcut ve defalarca tekrarlanmaktadır. Eğer tüm insanlık olsaydı Nuh kıssasında da ”ey insanlar” tabiri kullanılırdı.

4) Kavmi dışındaki insanları tufan vurmuş olamaz çünkü Allah uyarıcı göndermeden hiçbir kavimi helak etmeyeceğini söylüyor

bkz: ”Biz hiçbir memleketi kendilerine öğüt veren uyarıcılar gelmeden yok etmedik. Biz zalim değiliz.” (Şuara suresi 208-209)

Tufan bölgesel olduğu için sadece o bölgedeki hayvanlardan ikişer çift gemiye yükleniyor ve bu da kesinlikle mümkündür. Bazı ateistler Kur’an’daki ”her birinden birer çift al” ifadesinden yola çıkarak tüm canlıların kast edildiğini iddia ediyorlar. Bu iddia mantıksızdır çünkü Hud suresinin 40. ayetinde suların yükselmeye başladığı an bu emirin verildiğini görüyoruz:
”Nihayet emrimiz gelip de sular coşup yükselmeye başlayınca Nuh’a dedik ki: ‘her birinden birer çift al

Bu ayrıntı çok önemli. Şimdi yanan evde birinin size ”tüm eşyaları alın” dediğini düşündüğümüzde siz tüm dünyadaki eşyaları mı anlıyorsunuz yoksa sadece evin içindeki eşyaları mı ? Elbette evin içindeki eşyaları. Nuh kıssasında da vakit geldiği için Nuh’un her gördüğü canlı kast ediliyor. Tüm dünyadaki canlılar diye algılamak çok mantıksız olur.

Ateistlerin sorgulaması gereken şeyler:

Tevratta Nuh tufanı hakkında öyle detaylar verilmiş ki tufan olayını tamamen mantıksız ve gerçek dışı yapıyor.
Tevrata göre tüm dünya sular altında kalıyor. Ve bu bir çok açık ifade ile belirtilmiş.

Mesela tevrattaki bazı ayetlerde şöyle geçiyor:

“Sular öyle yükseldi ki, yeryüzündeki bütün yüksek dağlar su altında kaldı. Yükselen sular dağları on beş arşın aştı. Yeryüzünde yaşayan bütün canlılar yok oldu; kuşlar, evcil ve yabanıl hayvanlar, sürüngenler, insanlar, soluk alan bütün canlılar öldü. RAB insanlardan evcil hayvanlara, sürüngenlerden kuşlara dek bütün canlıları yok etti, yeryüzündeki her şey silinip gitti. Yalnız Nuh’la gemidekiler kaldı.”[1]

Ve bunun da bir mucize olarak değil de doğal bir yol ile gerçekleştiği anlaşılıyor: ”Yeryüzüne kırk gün kırk gece yağmur yağdı.”[2]

Peki nasıl oluyor da Kur’an’da nuh tufanı ile ilgili bir sürü ayetler olmasına rağmen bir tanesinde bile tufanın tüm dünyada gerçekleştiği anlaşılmıyor? Hem de Nuh peygamberin ismini almış sure bile varken.

Şimdi en can alıcı noktaya değinmek istiyoruz. Kur’an’daki Nuh tufanının tüm dünyada gerçekleştiğinin söylenmesine/anlaşılmasına en yakın olup da söylenmeyen ayete değinmek istiyoruz:

”Nuh dedi ki: Rabbim yeryüzünde bir tek inkarcı bırakma” (Nuh suresi 26. ayet)

Merak edilen soru: Bu ayetin devamında ne yazıyor ?

Bu ayetin devamına bakmadan önce Kur’an’ın geneline dayanarak bu ayetin devamında ne bekleyebileceğimize bakalım.

Enbiya 87: Yunus peygamber sonunda karanlıklar içinde kalınca ”Senden başka ilah yok. Sen yücesin. Ben yanlış davrandım” diye yalvardı.

Enbiya 88: Bunun üzerine yalvarışına karşılık verdik ve onu üzüntüden kurtardık. İnananları işte böyle kurtarırız.

-Hemen karşılık verildiğini görüyor musunuz ?

Şuara 168-169: (Lut) dedi ki: ‘Doğrusu ben sizin yaptığınıza çok kızanlardanım. Ey Rabbim! Beni ve ailemi onların yaptıkları çirkin işten kurtar.

Şuara 170-172: Bunun üzerine geride kalan yaşlı bir kadın dışında, onu ve ailesini, hepsini kurtardık. Sonra diğerlerini helâk ettik.

-Hem duasına hemen karşılık verildiği hem de sonucunun hemen söylendiğini görüyor musunuz ?

Enbiya 83: Eyyub da: ‘Başıma bir bela geldi, Sen merhametlilerin merhametlisisin’ diye Rabbine yalvarmıştı.
Enbiya 84: Bunun üzerine biz, tarafımızdan bir rahmet ve kulluk edenler için bir hatıra olmak üzere onun duasını kabul ettik; kendisinde dert ve sıkıntı olarak ne varsa giderdik ve ona aile efradını, ayrıca bunlarla birlikte bir mislini daha verdik.

Sad 35: Süleyman: Rabbim! Beni bağışla; bana, benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümranlık ver. Şüphesiz sen, daima bağışta bulunansın, dedi.
Sad 36: Bunun üzerine rüzgârı onun emrine verdik

Çok uzatmak istemediğimiz için bu örneklerde bırakmak istiyoruz.

Şimd Nuh’un şu duasından sonra hangi ayetin geldiğine bakalım.

Nuh suresi 26: ”Nuh dedi ki: Rabbim yeryüzünde bir tek inkarcı bırakma”
Nuh suresi 27: Çünkü sen onları bırakırsan kullarını saptırırlar; yalnız ahlâksız, nankör insanlar doğururlar (yetiştirirler).

Çok ilginç değil mi ? Duadan sonra beklenenin aksine çok farklı bir şey ile devam ediyor.

Daha da ilginç olan başka ayetlerde Nuh’un duasına hemen karşılık veriliyor olması:

Kamer 10: (Nuh) Rabbine: Ben yenik düştüm, bana yardım et! diyerek yalvardı.
Kamer 11: Bunun üzerine göğün kapılarını boşanan sularla açtık.

Peki diğer duasına neden karşılık verilmiyor ? Çünkü Nuh’un bu duası kabul olmuyor. Nuh peygamberin duasına karşılık verilmemesinde mükemmel bir incelik var.

Tevratta ne diyordu hatırlayalım: ”Yeryüzünde yaşayan bütün canlılar yok oldu”

Ateistlere sormak istiyoruz: Pek bunun açıklaması nedir ?

Kur’an’daki sorunların elenmesinin açıklaması Kur’an’da yeterince detaya girilmemiş olması olabilir mi ?

Bu olamaz çünkü Kur’an’da Nuh’un öz oğlunun bir dalga tarafından boğulduğu gibi bir detaya bile yer verilmektedir:
”Oğlu: Beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım, dedi. (Nuh): «Bugün Allah’ın emrinden (azabından), merhamet sahibi Allah’tan başka koruyacak kimse yoktur» dedi. Aralarına dalga girdi, böylece o da boğulanlardan oldu.” (Hud suresi 43. ayet)

Felsefi açıdan Nuh tufanı kıssası Kur’an’ın Allah kelamı olduğuna gösteren bir argümandır. Gelin buna beraber bakalım.

Kur’an insan eseri ise:
beklenen: tevrattaki tufan hakkındaki sorunların elenmemesi
beklenmeyen: tevrattaki tufan hakkındaki sorunlarun elenmesi

Kur’an Allah kelamı ise:
beklenen: tevrattaki tufan hakkındaki sorunların elenmesi
beklenmeyen: tevrattaki tufan hakkındak sorunların elenmemesi

Sorunların elendiğine dayanarak Kur’an’ın Allah kelamı olmasının olmamasından daha mantıklı olduğunu söyleyebiliriz!

Sonuç
Görmüş olduğunuz gibi Kur’an’da tufanın tüm dünyada gerçekleştiği ne yazmaktadır ne de anlaşılmaktadır. Kur’an’daki tufan kıssasının hatalı olduğunu bırakın, kıssadan insan eseri olamayacağı bile anlaşılmaktadır.

Kaynaklar:
[1] Kitab-ı Mukaddes, eski ahit, Yaratılış bölümü , 7:19-23 ayetleri , (King James versiyonu)
[2] Kitab-ı Mukaddes, eski ahit, Yaratılış bölümü , 7:12 ayeti , (King James versiyonu)
[3] Kur’an-ı Kerim

http://ateistlerecevap.com/

Hz. Meryem Kaç Tane Melekle Konuşuyordu?

Bazı ateistler ve Hristiyanlar  Kuran’da bir yerde Hazreti Meryem’in tek melek, diğer bir yerde ise birden fazla melekle konuştuğunu yazdığını, bunun ise çelişki olduğunu iddia etmektedir. Öncelikle söz konusu ayetlere bir göz atalım:

17- Onlarla arasına bir perde çekmişti. Biz de ruhumuzu ona göndermiştik de o kendisine sapasağlam bir insan şeklinde görünmüştü.

18- Meryem demişti: “Ben senden, Rahman’a sığınıyorum. Takva sahibi biriysen dikkatli ol.”

19- Ruh dedi: “Ben, sadece Rabbinin elçisiyim. Sana tertemiz bir oğlan bağışlamak için buradayım.” (19-Meryem-17-19)

 

41-(Zekeriya) yalvardı: “Ey Rabbim! Bana bir işaret göster!” “İşaretin şudur ki,” denildi, “üç gün boyunca yüz işaretleri dışında insanlarla konuşma! Rabbini hiç durmadan an ve gece gündüz O’nun sınırsız şanını yücelt!”

42- Ve o zaman melekler “Ey Meryem!” dediler, “Allah seni seçti ve tertemiz kıldı; seni bütün dünya kadınlarının üstünde (bir konuma) çıkardı.

43- Ey Meryem! Rabbine huşu ile bağlan, secdeye kapan ve (O’nun önünde) eğilenlerle birlikte eğil.”(3-Ali İmran-41-43)

Meryem süresinde bir melekten, Ali İmran süresinde ise birden fazla melekten bahsedildiği doğrudur. Ancak iki ayetin çeliştiğini iddia etmek için, iki ayetin aynı olaydan söz edildiğini iddia etmek gerekmektedir. Ancak iki ayetin, iki farklı zaman ve olaydan bahsettikleri çok açıktır.. Dolayısı ile birinde tek, diğerinde birden fazla melekle konuştuğundan bahsetmesinden hareketle bir çelişki olduğunu iddia edemeyiz. Nitekim Allah’ın Hz. Meryem’le özel olarak ilgilendiği Kuran’da açıkça belirtilmektedir:

37-Allah, onu güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi besleyip büyüttü. Onu, Zekeriyya’nın korumasına verdi. Zekeriyya, mihrapta onun yanına her girdiğinde, orada bir rızık bulur ve sorardı: “Meryem, bu sana nereden?” Meryem de “Bu, Allah katındandır; çünkü Allah dilediğini hesapsızca rızıklandırır.” derdi. (3-Ali İmran-37)

Hz. Meryem’in meleklerle sadece bir kere görüştüğünü iddia etmenin mantıklı bir gerekçesi yoktur. Dolayısı ile söz konusu çelişki iddiasının herhangi bir akli temeli yoktur. Bu kadar açık bir olaydan dolayı İslam’a karşı eleştiri getirilmeye kalkınması, İslam düşmanlarının İslam karşısındaki acizliklerinin sayısız delillerinden biridir.

http://dinicevaplar.com/

Cennette Cinsellik ve Huri Meselesi

CENNETTE CİNSELLİK VE HURİ MESELESİ
Hakkında çok konuşulan, din düşmanları tarafından istismar edilen bu konu hakkındaki görüşümü kısaca açıklayacağım. Öncelikle temel yöntemimi ortaya koymalıyım.

Bu konuyu Kuran temelli ele alıyorum (Hadislerde bu konu hakkında birçok uydurmalar -mevzu hadisler- olduğu kanaatindeyim). Bu söylediğimin açılımı şudur: Bu konuda Kuran’ın söylediği doğru, Kuran’la çelişen yanlış, Kuran’da açıklanmayan mümkün kategorisindedir. İşin doğrusu, bu konuda, birçok başka konuda olduğu gibi, en temel sorun, bu metodun geçerliliğini anlamayla ilgilidir.

Şimdi bunlara dayanarak şu soruya cevap verelim: Kuran’da cennette cinselliğin olup olmayacağı, ya da nasıl olacağı veya hurilerin cinsel bir ödül olduğuna dair açık bir ifade var mı? Bu sorunun cevabı açıkça “Hayır”dır. Yani Kuran’da ahirette cinsel yaşamın detayları olmadığı gibi olduğuna veya olmadığına dair açık bir ifade de yoktur. Bu açıdan bakıldığında ahirette cinselliğin olması “mümkün” kategorisindedir. Ahirette insan nefsinin istediklerinin karşılanacağını söyleyen ayetlere (41-Fussilet-31ve 43-Zuhruf-71) binaen, ahirette cinsellik olacağı beklentisi, bence makul bir beklentidir. Fakat orada, insanın, yeni bir şekilde yaratılacağını ifade eden ayetlere (Bakınız: 56-Vakıa-61) binaen, açıkça belirtilmeyen bu hususu “mümkün” görmeme rağmen, bu yeni yaratılışta böyle bir şeyi arzu edip etmeyeceğimizi bilemeyeceğimizi saptamakta fayda var. Cennetteki insanların hoşuna gidecek birçok nimetin gerçek vasıflarını hiç kimsenin bilmediğini söyleyen 32-Secde-17 ayeti, bu konuda olması gerekli zihinsel tavra ışık tutmalıdır.

Kuran’da, cennetteki nimetlerin gerçek vasıflarını kimsenin tam olarak bilemeyeceği belirtildiğine göre, Kuran’ın bu nimetleri anlatmasının tek yolu “benzetmelerle anlatım” (teşbih) yapmaktır (3-Ali İmran Suresi-7. ayet Kuran’da “benzetmeli anlatım”ın –müteşabih- önemini göstermektedir.)  Diğer yandan Kuran’dan, ahirette, dünyadan daha çok nimetin, büyük bir saltanatın (76-İnsan Suresi-20) olduğunu öğreniyoruz; kısacası Kuran’da tüm detayların değil, bilakis sadece bazı kesitlerin anlatılması kaçınılmazdır. Sonuçta Kuran’da, ahirette olanların “benzetmeli anlatım” ve “bazı kesitleri aktarmak” suretiyle aktarıldığını hep aklımızda tutmalıyız. Bu ise Kuran’da anlatılanların cennetteki nimetlerin tam olarak aktarılması olmadığı (çünkü benzetme tam aktarma değildir), fakat orada olanları anlamamız için ipucu niteliğinde olduğu; ayrıca Kuran’da haberi verilmeyen birçok nimet olduğu, anlatılanların var olanların ufak bir kısmı olduğu anlamına gelir.

Gelelim cennette cinsellik olduğunu ifade ettiği düşünülen ayetlerin ve huri meselesinin incelenmesine. Bu konuda önemli gördüğüm şu birkaç hususu ilgili ayetlerle beraber kısaca inceleyeceğim:

1- HURİLER ERKEKLERE VERİLEN BİR ÖDÜL MÜ?

Arapça’da, başka birçok dilde olduğu gibi, erkek-kadın karışık topluluklara ve sırf erkeklerden oluşan topluluklara kullanılan fiiller ortaktır. Sonuçta cennetlikler için bu tip fiiller kullanıldığı gibi cehennemlikler için de aynı fiiller kullanılır. Bu ödül veya cezaların sırf erkeklere mahsus olduğunu düşünemeyeceğimiz gibi “hurilerin” sırf erkekler için bir ödül olduğunu düşündürecek bir Kurani ifade de yoktur. Bu konuda tefsirci Prof. Dr. Mehmet Okuyan şöyle demektedir: “Kur’ân’da eğer kadınlarla ilgili çok özel bir mesele gündeme getirilecekse, onlara ait dişi zamirler veya kullanımlar devreye sokulur. Eğer önemli bir fark yoksa o zaman cümlelerin içerisinde erkek ve kadın ayırımı yapılıyorsa da sonuçta tek sığa tercih edilir ki bu da müzekker, yani erkek sığadır.”

Burada dikkat çekilmesi gerekli husus “huri” kelimesinin Arapçada dişi veya erkek bir kelime olmadığıdır. Bu kelime “gözünün beyazı bembeyaz, tertemiz, güzel” gibi anlamlara gelmektedir. Kuran’da hurilerin insanlarla “eşleştirileceği” (zevvecnahum) ifade edilmektedir (Bakınız: 44-Duhan Suresi-54, 52-Tur Suresi-20); fakat bu eşleştirmede cinsellik olduğu şeklinde bir beyan yoktur. Nitekim Kuran’da nefislerin eşleştirilmesi için (Bakınız: 81-Tekvir Suresi-7), ahirette insanların gruplar şeklinde birleştirilmesi için (Bakınız: 56-Vakıa Suresi-7) de aynı kelime (zevc) geçmekte, fakat buradaki “eş, grup olma”  anlamındaki “zevc” kelimesinden kimse cinsel ilişkili bir eşleştirmeyi anlamamaktadır. Peki niteliği bilinmeyen bir varlığın insanlarla buluşturulmasından ne hakla kesin şekilde cinsellik anlamını, hem de sadece erkekler için çıkarmaktayız, üstelik kelimenin kendisi bir dişi kelime bile değilken? Cennet nimetleri, bu dünyada yapılan iyiliklerin ve Allah’ın hem erkeklere hem kadınlara rahmetinin bir sonucuyken, bu şekilde bir tefsirin, erkek merkezli ve Arap zihniyeti merkezli bir tefsir anlayışından kaynaklandığını düşünmekte haksız mıyız? Kuran’da bahsedilen hurilerin, cennete girecek insanların arkadaşları veya hizmetçileri veya rehberleri gibi bir vazifeleri olabileceğini de düşünmek pekala mümkünken, neden onların “cinsel partner” olduğunda ısrar edilmektedir? İşin en iyisi, Kuran’da anlatılan kesitte hurilerin fonksiyonunun anlatılmadığını saptayarak, “fonksiyonları nedir” sorusuna “bilmiyoruz” cevabını vermektir.

Allah isteseydi, Kuran’da cinsellik için kullanılan “lamese” gibi kelimelerle, hurilerle cinselliğin olacağını açık bir şekilde beyan edebilirdi; böylesi açık bir beyan yokken, cenneti daha çok erkekler için hazırlanmış bir alan gibi gösteren ve insanlara (sadece kadınlara veya sadece erkeklere değil) yaptıklarının karşılığının verileceğini söyleyen Kuran ayetlerinin ruhuna ters bu anlayışı reddetmeli, Kuran’da anlatılmayan detayları “bilmiyoruz” demeyi bilmeliyiz.Bunların cinsel tatminle ilgili ilgili bir fonksiyonları varsa bile, mevcut Kuran ayetlerinden hareketle bunun kesin bir şekilde ifade edilmesi mümkün değildir.

2- KURAN’DA CENNETTEKİ BAKİRE KADINLARDAN BAHSEDİLİYOR MU?

Kuran’da bakireliğe atıf olduğu, böylece cennette cinselliğe atıf yapıldığı söylenmiştir. Bu konuda üç ayet gündeme getirilmiştir: 55-Rahman Suresi-56, 74 ve 56-Vakıa Suresi-36. ayetler. Şimdi bu ayetleri sırasıyla inceleyelim:

55-Rahman Suresi-56. ve 74. ayetlerde, daha önce insanların ve cinlerin onlara dokunmadıkları, temas etmedikleri geçmektedir (Lemyatmishunneinsunkablehum ve lâ cânn). Fakat Kuran’da başka hiçbir yerde, bu ayette “yatmishunne” ifadesiyle belirtilen “temas, dokunma” cinsel ilişki için kullanılmamış; “lamese” (5-Maide Suresi-6), “eta” (2-Bakara Suresi-222), “messe”(2-Bakara Suresi236, 237), “başera” (2-Bakara Suresi-187) tipi fiiller cinsel ilişki için kullanılmıştır. O zaman Rahman Suresi 56 ve 74’ten “kimsenin önceden sahip olmaması, kimsenin dokunmamış bile olması” gibi bir anlamı anlamak daha doğru değil midir?  Burada açıkça cinselliği ifade eden bir anlam yoktur. Üstelik eğer bu ayetlere bazılarının yaptığı gibi “insanların ve cinlerin hurilerin bakireliğini önceden bozmadığı” gibi bir anlam verilirse, insanlarla cinlerin aynı tip bir varlıkla cinsel ilişkiye girebilme ihtimalinidüşünmek gibi bir zorluk da ortaya çıkmaktadır.

56-Vakıa Suresi-36. ayetine ise “o hurileri bakireler kıldık” anlamı verilmiştir. Oysa ayette “huri” diye bir ifade yoktur. Önceki ayetlerde birçok cennet nimetlerinden bahsedildikten sonra 34. ayette “yükseltilmiş oturma alanlarından” bahsedilir, 35. ayette “onların yeni bir şekilde oluşturulduğundan” bahsedilir, 36. ayette geçen “ve cealnahunneebkaran” ifadesini o zaman “daha önce onları hiç kimse kullanmamıştır”  şeklinde çevirmek daha uygundur. “Onları” ifadesini ise ayette ve ayetin yakınlarında bir yerde hiç olmayan “huri” ifadesine yollamak yerine, ayetin en yakınında, 34. ayette bahsedilen “oturma alanlarına” (furuşin) göndermek dilbilim açısından en uygunudur. 37. ayette geçen “Urubenetraba” ifadesini ise “uruben” kelimesini “kusursuz”, “etraba” kelimesini ise “uyumlu, denk” olarak yani “kusursuz, uyumlu” şeklinde çevirmek uygun olacaktır.

3-      HURİLERİN “İNCİ”YE BENZETİLMESİ CİNSEL BİR İMA MIDIR?

Huriler Kuran’da “inci”ye (56-Vakıa Suresi-23) benzetilmektedir. Bu benzetmeyi bile bir cinsel ima olarak değerlendirenler olmuştur.  Oysa Kuran’da ahiretteki çocuklardan (vildan) bahsedilirken bunlar da inciye benzetilmektedir (76-İnsan Suresi-19). Kuran’da “vildan” ifadesinin “çocuklar” anlamında kullanıldığı 4-Nisa Suresi-75, 98, 127. ve 73-Müzemmil Suresi-17. ayetlerden de anlaşılmaktadır. Herhalde çocuklar için “inci” benzetmesi var diye çocuklarla cinsel ilişkiye girildiğini düşünebilecek kimse yoktur! Aynı şekilde Kuran’daki “genç” anlamına gelen “gılman” için de 52-Tur Suresi-24’te “inci” benzetmesi yapılmaktadır; fakat bundan da cinsellik anlamı çıkarılmamıştır. Peki o zaman huriler için böylesi tanımlamalar olmasından hareketle hangi hakla bu ifadenin kesin bir şekilde cinselliği kastettiğini söyleyebiliriz? (55-Rahman Suresi—58. ayetteki “yakut” ve “mercan” benzetmeleri de bu çerçevede düşünülmelidir.)

4-      KURAN’DA AHİRETTE “GÖĞÜSLERİ YENİ TOMURCUKLANMIŞ DİLBERLER”DEN BAHSEDİLİYOR MU?

78-Nebe Suresi-33. ayetteki Arapça “kevaıbeetraben” ifadesine birçok Türkçe mealde “göğüsleri yeni tomurcuklanmış yaşıt kızlar” anlamı verilmiştir, hatta bazıları “dilberler” diye bile çeviriye ilave yapmıştır. Burada “etraben” ifadesi “uyumlu, denk” anlamına gelmektedir; “kevaıbe” kelimesi ise “göğüsleri yeni tomurcuklanmış (dilber) kızlar”  olarak çevrilmiştir. Oysa ayette ne “dilber” vardır, ne “göğüs” vardır, ne de “tomurcuklanma” vardır. Öncelikle şunu belirtelim Arapça’da “kevaıbe” kelimesininde “etrab” kelimesinin de dişili erkeği aynıdır; yani bu kelimeler dişilik ifade etmemektedir. Prof. Dr. Mehmet Okuyan “kevaıbe” kelimesine, bu kelimenin anlamlarından olan  “kaliteli, değerli” anlamlarının verilmesini uygun görmektedir; buna göre bir önceki ayette (32. ayet) belirtilen  “bahçeler, üzüm bağlarının” veya genel olarak cennet nimetlerinin “kaliteli ve(insanların kullanımına) uygun” olduğu bu ayetten anlaşılır. Eğer bazılarının verdiği anlam olan “genç” anlamı bu ayete verilirse; “erkeklerde bıyıkların terlemesi” ve “kızlarda göğüslerin tomurcuklanması” gençlik alametidir, fakat genç erkeği belirtmek için çeviride genç erkeğin alameti üzerinden “bıyıkları yeni terlemiş” diye çevirirseniz kimse bundan bir cinsel içerik anlamayacakken, genç kızlığın alameti alan “göğüsleri yeni tomurcuklanmış” ifadesiyle çevirirseniz nasıl cinsel çağrışımlar yapacağı açıktır.(Bu tarz çevirileri ateistlerin ve İslam düşmanlarının nasıl istismar ettiğini hatırlayalım.)Dişil bir yapısı olmayan “kevaıbe” kelimesinin, bu ayette “genç kız” olarak çevrilmesi yerine -Okuyan’n yaptığı gibi- “kaliteli, değerli” anlamında alınmasını daha uygun buluyorum ama bu kelimeyi “genç kız” anlamında alanların da,  hiç olmazsa, bu kelimeyi bu temel anlamıyla “yaşıt gençler” veya “yaşıt genç kızlar” şeklinde çevirmesi ve ayetin ne öncesiyle ne sonrasıyla ne mantıkla bağdaşmayacak şekilde bu cinsel içerikli çağrışımı yapmamaları gerekirdi.

SONUÇ

Sonuçta Kuran’da, ahirette cinsel bir yaşamın olduğu veya olmadığına dair açık bir ifade olmadığı gibi, “hurilerin” erkeklerin cinsel partnerleri olduğuna dair bir ifade de yoktur. “En çok salavat getirene ahirette en çok huri verilecektir” gibi, metinlerinden uydurma olduğu rahatlıkla anlaşılabilecek hadislere bu yazıda yer verilmedi, merak edenler, Kuran’da olmayan huri algısının nasıl oluştuğunu, uydurma olduğunu düşündüğümüz bu hadisleri okuyarak öğrenebilirler.

Ahirette insanların canının istediği birçok nimet olacağı Kuran’da belirtildiğine göre (41-Fussilet-31, 43-Zuhruf-71, 76-İnsan Suresi-20) ahirette cinsellik beklentisi kanaatimce normal bir beklentidir. Fakat bilemediğimiz konuda “Bilmiyoruz” demeyi bilmeli ve cennetteki nimetlerin gerçek vasıflarını kimsenin bilmediğini söyleyen32-Secde-17. ayetibu tip konular gündeme geldiğinde hatırlamalıyız. Ayrıca 9-Tevbe Suresi-72. ayette dendiği gibi Allah’ın rızasının tüm Cennet nimetlerinin üstünde olduğunu da hep aklımızda tutmalıyız.

Not: Bu yazıyı hazırlarken çalışmalarından faydalandığım Prof. Dr. Mehmet Okuyan’a teşekkür ederim.

Bu yazı CANER TASLAMAN‘ın “Cennette Cinsellik ve Huri Meselesi” başlıklı makalesinden alınmıştır.

Tarık Suresi’nde Meninin Bel ile Kaburgalar Arasından Çıktığı Mı Söylenmektedir?

Bazı ateistler, Tarık Suresi 7. ayette, meninin “bel ile kaburgalar arasından çıktığı”nın ifade edildiğini dile getirmekte; bunun ise meninin testislerde üretildiği bilgisi ile çelişmekte olduğunu söyleyerek, Kuran ve modern bilimin birbiriyle ters düştüğü iddialarını kanıtlamaya çalışmaktadırlar.  Söz konusu iddiayı analiz etmeden önce Tarık Suresi 5-8’e göz atalım:

5. İnsan, neden yaratılmış olduğuna bir baksın.
6. Atılan bir sıvıdan yaratıldı.
7. Bel ile kaburgalar arasından çıkar.
8. Kuşkusuz O, onu yeniden döndürmeye gücü yetendir. (Tarık 5-8)

Ayetlere dikkatli bakarsak; 5, 6 ve 8. ayetlerde insandan bahsedildiğini göreceğiz. 5. ayette “neden yaratılmış olduğuna bir baksın” denilen insandır. 6. ayette “atılan bir sıvıdan yaratılan” da insandır.  8. ayette “yeniden döndürülme”sinden bahsedilen insandır.  Pek, o zaman 7. ayette “bel ile kaburgalar arasından çıkar” denilenin insan olduğunu düşünmüyoruz? Bizce önceki iki ayette ve sonraki ayette “insan”a atıf yapıldığı için bu ayette de atıf yapılanın “insan” olduğunu düşünmek daha uygundur. Dolayısı ile 7 ayette meniden ziyade, bel ile kaburgalar arasından çıkan şey insandır. Her ne kadar bazı tefsirler bunu bu şekilde anlamış olsa da, bize göre bu anlayışlar hatalıdır. Ayetin hem öncesinde hem de sonrasında “insan”a atıf yapılması, bu dediğimizi desteklemektedir. Ayrıca 7. ayette geçen “çıkar” fiilinin Arapçası  “yahrucu”dur; bu fiilin aynısı 40. sure Mumin Suresi’nin 67. ayetinde “Sonra sizi bebek olarak çıkardı” ifadesinde geçmektedir. Görüldüğü gibi buradaki “çıkmak” ifadesi insanın doğumu için kullanılan fiildir ve insan bebekken bulunduğu bölge herkesin gördüğü gibi “bel ile kaburgaların arası”dır. Bu da “çıkmak” ile insanın doğumunun kastedildiği görüşünü desteklemektedir.

Bizim görüşümüz yukarıdaki gibidir. Fakat ayetten “meni”nin çıkışını anlayanların bir görüşünü de aktararak, siz okuyucularımızla paylaşmak istiyoruz:  “Meni bildiğimiz gibi testislerde oluşur. Testisler ise Mesonephrosdan gelişirler. Mesonephros’lar anne karnındayken bebeğin sağ ve sol tarafında bel kemiği ile kaburga kemikleri arasında yer alırlar. Bebek doğmadan önce Mesonephroslar testislere dönüşürler ve inguinal kanal denen kanaldan testis torbasına inerler. Hatta nadir durumlarda bazı çocuklar testisleri aşağı inmeden doğabilirler.Özetlersek, meniyi üreten testisler, ilk aşamada, bel kemiği ile kaburga arasında oluşmakta, sonra aşağıya inmektedirler.”

http://dinicevaplar.com/tarik-suresinde-meninin-bel-ile-kaburgalar-arasindan-ciktigi-mi-soylenmektedir/